Taşra Kentinin Yalnızlığı

2
481
taşra kenti
taşra kenti

Çoğu zaman yalnız kalmıştım, bu taşra kentinde. Ses yok, insanlar yok, dost yok, aşk yok, yok oğlu yok işte. Sadece kendi nefesimin hışırtısı, tutturduğum bir şarkı ritmi, şarap veya bira kapaklarını açarken ki ses, bir de yalnız bırakmayan müziklerim eşlik ederdi yalnızlığıma.

Toplanmışlar tepesi vosvoslu kafeye eğleniyorlar, gülüyorlar gamsız yere. İstemezdim yanlarına gitmeyi. Çünkü gidersem biliyordum ki tüm dertleri unutacaktım, işte istemiyordum ben dert falan unutmak. Sevdiğim kadının aklımdan çıkması ihanetti sanki benim için. Onu bana getiren en güzel şey de bir buçuk litre köpek öldüren şaraptı. Matara taşırdım yanımda Zebella’nın hediyesiydi. Bana ”sen çok şarap içiyorsun bak sana matara aldım, artık daha rahat ulu orta içebilirsin” diyerek vermişti. Ama ben hala o koca şişeyi dikmekten vazgeçemiyordum. Çok ulu orta bir yere gideceksem mesela o üstü vosvoslu kafeye, mataraya koyardım şarabı, kendime bir çay ister, bir yudum çaydan, beş altı yudum şaraptan çekerdim. Başlardım bir de sövmeye. Severlerdi etrafımdakiler benim sarhoş halimi. Bende severdim daha açık oluyordum aklıma ne geliyorsa söylerdim hiç sıkılmadan utanmadan. O zaman ben ben oluyordum işte. Ama ben o kafeye gidersem eğleneceğimide bildiğim için istemiyordum gitmeyi. Sevdiğim kadına, biraz olsun onu unutarak ona ihanet etmek istemiyordum.

Çıkmadım uzun süre hiçbir yere, ne okula gittim, ne tepesi vosvoslu kafeye. Kimseyle de görüşmüyordum artık. Sabahları uyandığımda Portakaldan bol kaşarlı tost söyler, marketten Samsun 216 alır, akşamı beklerdim. Hava kararmaya başladığı anda gözlerim açılır, okula ilk defa gidecekmiş gibi heyecanlı olan çocuğun heyecanı ile giderdim ray-bar’a. Siyah poşetin içinde bir buçuk litre şarap, bir adet Samsun 216 daha olurdu ee malum içkinin yanında hemen bitiyor şerefsiz. Taşların içinden ray-bar’a doğru yol alıyorum. Ray-bar dediğime bakmayın siz yük trenlerinin arasında, rayların üzerinde içilen her yer ray-bar’dır biz taşra kentinin aylak adamlarının. Uygun bir yer bulduktan sonra oturup içmeye başlıyorum. İlk yudumun tiksintisinden sonra ilk sigara ile derin bir nefes bırakıyorum. Başlıyorum gökyüzündeki bulutlara bakmaya. Bulutları kadınıma benzetmeye çalışıyorum benzemiyor da namussuz ilk başlarda ama şarabı bir yarıya indireyim treni bile ona benzetiyorum. Lan tren hiç kadına benzer mi? Benziyor işte. Ah köpek öldüren sen yok musun sen, yine mutluluğa boğmaya başladın beni. şarap bittiğinde bende bitiyorum. Bazı zamanlarda kusmaya başlıyorum, bazense düşüyorum bir yerlere. Evin yolunu hep bulabiliyorum ama. Kapıyı açar açmaz ilk işim yatağa atmak oluyor kendimi sonrasında gün ışığının yüzüme vurduğunu hissedip tekrar uyanıyorum.
Tam olarak her günümün böyle geçtiği taşra kentinin yalnızlığı.

Bana kurdurttuğu hayaller ile geçirilen uzun bir dönem. En iyi dostumun içki ve sigara olduğu bir dönem.

Yorum Yapın, Soru Sorun

yorum

2 YORUMLAR

  1. Hocam çok sağlam yazmışın biraz bu karakter üzerinde dur roman çıkar seni okurken bukowskinin ahlaklı halini okuyormuş gibi hissettim kalemine kuvvet kal sağlıcakla

  2. Eyvallah, bukowski benzetmen çok hoşuma gitti. Roman değilde derleme öyküler gibi bir planım var. Tabi bu ne kadar sürede olur bilemem. Yüreğine sağlık yorumun için.

CEVAP VER

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.