Evliliğin Yarattığı Kadın Kişiliği ve Erkek Kişiliği

0
351

Gerçekte, evlilik kadına ya da erkeğe yeni bir kişilik vermez. Evliliğin onları kendi kendilerine yeten, başkalarına ihtiyaçları olmayan iki kişiye dönüştürdüğü, iki kişilik bir beraberlikle bağladığı görüşü de yanlıştır. Evlilikte böyle bir bağ yaratmış gibi davranırsanız, insan tabiatının dolayısıyla kendinizin önemli bir yönünü inkâr etmiş olursunuz. Bu da, gelecekte ciddî sorunlara yol açar.

evliliğin yarattığı kadın ve erkek kişilikleri
evliliğin yarattığı kadın ve erkek kişilikleri

Bugün evlilik konusunda en önemli sorun, bazı kötümserlerin inandıkları gibi insanların evliliği ciddiye almayışı değildir. Tersine çok kimsenin evliliği gereğinden fazla ciddiye alması, mutluluk için evli olmanın yettiğine inanması ve kişiliklerini geliştirmek, çok yönlü kılmak ihtiyacını duymamasıdır.

Toplum sınıfları arasında ayrımlar vardır. Toplumun orta katından çiftlerin çoğu için hayat, evde oturup birlikte televizyon seyretmekten daha öte bir anlam taşır. Yakın tanıdıkları, yemek, kahve ya da içkiyle ağırlayarak evde küçük ve canlı topluluklar oluşturmak bir orta sınıf geleneğidir. Böylece, her iki tarafın kişisel arkadaşlarının evli çiftin ortaklaşa arkadaşları olmasını sağlayacak toplumsal bir ortam yaratılır.

Ama toplumun emekçi çevrelerinde böyle bir gelenek yoktur. Evlilik öncesindeki toplumsal ilişkiler, evlilikten sonra eşlerin (kadın ve erkeğin ya da taraflardan sadece birinin) ayrı tutumuyla devam ettirilir. Beraberlik söz konusu değildir. Bu yüzden de sürtüşmeler çıkar. Çözüm toplumsal ilişkilere düşkün tarafın bundan cayması ve evde kalmasıyla sağlanamaz. Bunun sonucu kırgınlıklar, çekişmeler ve bıkkınlıktır. Taraflardan öteki, yapacak bir şeyler bulmalıdır. Zamanla, yalnız kaldıklarında daha çok konuşmaları gerektiğinin farkına varırlar. Her akşam yemeğinden sonra karşılıklı oturup birbirlerine «Ee, anlat bakalım hayatım» diyerek, gelecek doğum günlerini, evlilik yıldönümlerini bekleyerek geçirilen yıllar, mutlu ve beklenmedik, önceden hiç akla gelmeyen bir bunalıma dayanabilecek bir ilişkinin temel taşları olamaz. Her şeye kapalı bir evlilik, taraflardan her ikisini başka bir hayat biçimine uyamayacak hale getirir.

Eşlerinden ayrılan ya da dul kalan bazı kadınlarda yalnızca doğal bir üzüntü değil, çaresiz bir şaşkınlık, öfke ve bocalama da görülür. Günün birinde tekrar kendi hayatlarını yaşamaları gerekebileceğini hiç düşünmemiş gibi, buna hazırlıksız bir halleri vardır. Çaresizlikleri, bocalamaları da bu nedenledir. Yeni hayatlarına nasıl düzen vereceklerini kestiremez, yeni ilişkiler kuramazlar. Terk edilen eş için de aynı sorunlar söz konusudur. Üstelik dana acılı bir biçimde. Bu durumdaki bir kadın, müthiş bir suçluluk duygusuna kapılır. Kendini, elinde olmaksızın abarttığı yanlışlarını sorumlu tutar.

Yorum Yapın, Soru Sorun

yorum

CEVAP VER

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.