CİNSELLİĞİN FİZYOLOJİSİ – CİNSEL KAPASİTE

0
475

Cinsel Kapasite
Kimsenin belirli ölçülere göre «normal» bir cinsel hayatı yoktur. Cinsellik öyle büyük değişiklikler gösterir ki, biri için hemen hemen perhiz sayılacak durum, bir başkasının cinsel bakımdan tatmin olması için yeterlidir.
Bu cinsel istek fazlalığından değil, normal cinsel isteğin gerektiği gibi giderilmemiş olmasından, bu nedenle de birikmesindendir.
Cinsel güç ve canlılığın değişkenliğiyle ilgili olarak, dünya çapında, istatistiklere dayanan çalışmalar yapılmamıştır. Ama bu konuda kendilerini yetkili sayan bazı kimseler, cinsel kapasite ayrımlarıyla ilgili sözüm ona yorumlara girişmişlerdir. Yazar Mantegazza, 1885 yılında, zencilerin «Bütün insanlar arasında bu bakımdan belki de ilk sırayı tutan, eşi benzeri bulunmayan aşıklar olduklarını» yazıyordu.

Gene aynı yazara göre, «Çokeşliliği, yani birden fazla kadınla yaşama biçimini seçen erkekler, daha çok egzersiz yaptıkları için daha güçlü cinsel organa sahiptir, dolayısıyla her zaman için hazır oldukları söylenebilir.» Bazı değinmeleri varsayım, hatta yakıştırma olmaktan fazla değer taşımayan Mantegazza, Türklerin, Arapların ve Hintlilerin «Kafa uğraşlarında daha güçsüz olmaları, aynı zamanda haremlerde ve bunun Hindistan’daki benzeri olan zenanalarda her ırktan, her renkten çok sayıda kadın bulunması nedeniyle, yatak odası övünmelerinde bizi kat kat aşmaları doğaldır» der. Renkli ırktan kimselerin cinsel organlarının Avrupalılara oranla daha büyük, renkli ırktan insanların Avrupalılardan daha iyi, daha usta aşıklar olduğuna ilişkin çok yaygın ve yanlış inanışın temeli gene bu görüştür. Bazı ruh bilimciler, ırk ayrımı konusundaki ön yargıları pekiştiren, renkli ırktan insanlara karşı duyulan akıl ve mantık ölçüleri dışındaki korkunun gerisinde de, bir dereceye kadar yukarıda belirtilen görüşün yattığına inanırlar. Cinsel organların boyutlarındaki farklılık efsanesi gerçek olsa bile, bunun cinsel kapasite üzerinde etkisi yoktur.

Başka bir deyişle, penisin büyüklüğü ile cinsel kapasite arasında bir ilişki yoktur. İnsanlarda normal cinsel faaliyetin nelerle, nasıl belirleneceği konusunda, Alfred C. Kinsey ve arkadaşları A.B.D’nde 1940-1960 yılları arasında binlerce erkek ve kadının cinsel hayatına ilişkin soruların cevaplandırılmasına dayanan dev boyutlu çalışmalar yapmışlardır. Çalışmalarının sayısal toplamlarından, ortalama erkek ve kadının cinsel hayatlarını belirleyen sonuçlara varılabilir. Ancak, deneylerin değişik cinsler üstünde yapıldığını unutmamak gerekir. Bu yüzden cinsel kapasite terimlerinin ortaklaşa uygulanması, her iki cinsin (kadın ve erkek) bu yönteme göre denkleştirilmesi yada oranlanması son derece güçtür.

Bir erkeğin cinsel başarısı belirli bir sürede (hafta yada yıl) ulaştığı orgazmların sayısıyla ölçülebilir. Ama kadında orgazmın anlamı çok farklıdır. Dolayısıyle, erkeğin belirli bir zaman çizgisi boyunca ulaştığı orgazm sayısı, bir kadının aynı süre içindeki orgazmlarının sayısı ile oranlanamaz. Bununla birlikte, cinsel birleşme orgazma ulaşmaksızın sona erse bile —böyle bir durum erkekten çok kadın için söz konusudur, orgazm sayısının cinsel başarıyı göstermek bakımından bir ölçü birimi sayılabileceği kuşku götürmez.
Ajkjnsey orgazma ulaşabilmenin başlıca yollarını kendi kendini tatmin (mastürbasyon), ıslak rüyalar, aşk oyunları, normal cinsel ilişki ve eş cinsel ilişkiler olarak tanımlamaktadır. Bazı kimseler orgazma bu cinsel faaliyet biçimlerinden yalnızca biri aracılığıyla ulaşırken, cinsel boşalım için iki yada daha fazla çareden yararlananlar az değildir. Hattâ bazı kimseler, son içecek kısa zaman çizgisi içinde, bu cinsel faaliyet biçimlerinden ezebilirler. Ancak, bunun ender olduğunu belirtmeliyiz.
Bilimsel araştırmalar, 30 yaşınca ortalama bir erkeğin, bir haftana kabaca bir hesapla üç kez orgazma vardığını, yaşın artışına göre bunun giderek azaldığını belirtiyor. Araştırmaya örnek alınanlardan aşırı uçlar durumunda erkeklerin cinsel davranışlarındaki farklar çok büyüktür ve bu farklılık beden yapısı ve gücü, insandan insana norma 2 ırak görülen değişikliklerin esindedir. Böylece, Kinsey’in racc’undaki ölçeğin bir ucunda, tamamıyla sağlıklı olmasına karşılık 30 yıllık sürede yalnızca bir kez orgazma erişmiş biri yer alır. İçeren bir kişi 30 yılı aşkın bir süreden beri her hafta şaşmayan nedenle ortalama 30 kez orgazma varırken, ötekilerin ortalaması 10-20 yada daha fazladır. Haftalık orgazm ortalaması 30 olanla aynı dönem içinde sadece bir kez orgazma ulaşmış adam arasındaki fark 45 000’in üzerindedir.
Bir erkek için bir haftada ortalama orgazm sayısının üç olmasına karşılık, erkeklerin yüzde 7,6’sı —bu akla yakın bir ortalamadır haftada yedi kez yada daha fazla orgazma varmaktadır.
Eğitim durumu ilgi çekici farklılıklara yol açar. Aynı grupta 30 yaşındaki ve daha aşağı yaştaki erkekler, daha yukarı yaştakilerden 4 kat fazladır (oran 4/1). Bu grupta üniversite eğitimi görmüş olanlar da oldukça azdır. Gruptaki erkeklerin çoğu evlidir. Yerleşik bir cinsel davranış modelleri vardır. Cinsel birleşme geceleri ve sabah uygulanır. Söz konusu durum özellikle toplumun daha alt katlarından kimseler için geçerlidir.
Her cinsel birleşme sırasında şaşmaz bir düzenle birden fazla orgazma erişen erkekler vardır. Erkeklerin çoğu bir kezden fazla orgazma varırlarsa da, bunu düze” haline getirmiş olanlar sayılıdır. Çok az sayıda erkek, bir cinsel birleşme sırasında dört yada beş kez orgazma varabilir. Ama belgeler birkaç saat içinde yirmi orgazm, dar yükselen örnekleri (20 yaşamdan küçük bir delikanlı) ekmektedir. Ortalama daha doğru bir deyimle normal bir erkek böyle bir şey olanak dışı ve fizyologların çoğu doğruluğuna inanmamaktan, bazı kimselerde mesvs salgılayan bezler bu düzeyse aşabilir. Dolayısıyla yukarı sayıda orgazm ve bcs olanağı vardır.

39 yaşında bir tadanı, 13 yaşından beri günde üç defa fazla orgazma vardığa sürmüştür. Gene aynı kimse acı durumlarda hâlâ altı ile sex orgazma varabildiğini söylenir. Erkeklerde cinsel yetişkinlik çağında doruğa ulaşan bluğdan sonra yaşın artması son derece azalır. İlk anda daha diktir. Sonra değişme daha yavaşlar.
50 yaşında, haftalık ortalama orgazm sayısı —yirmi yaşların başındaki üçe oranla— ikinin altındadır. Yetmiş yaşına ulaşıldığında ise, hâlâ bir dolaylarındadır.
Yaş anmanın yanı sıra cinsel kapasiten giderek azalması, yılların geçmesiyle kaybedilen fiziksel ve fizyolojik güçler tablosunun bir bölüm Erkekler için, dölleme gücünün dilimini işaret eden menopoz yada yas dönümü söz konusu değildi Bir erkek yaşadığı süre, erbezleri spermi üretebilir. Ancak, cinsel organların işlevi giderek azalır. Bu derece azalmaya, cinsel faaliyete karşı duyulan ilgisizlik ve aynı şeyin defalarca tekrarının ve bıkkınlığın yol açtığı ruhsal yorgunluk eşlik eder. Cinsel uyarılara karşılaşılır. Erkek cinsel organının sertleşmesi güçleşir. Boşalma olmaksızın bir sertleşme halinin devam etme süresi, ergenlik çağından 65-70 yaşlarına doğru azalır. Genç yaşlarda sürdürülebilen bu durum, 55-70 yaşlarında 5 ya da 6 dakikaya düşer. İleri yaşlarda, birkaç kez boşalabilme yeteneği de azalmıştır. 40 yaşından sonra, erkeklerin çoğu bu durumu yaşamaktadırlar.
Erkeklerin çoğu, şu yada bu nedenle iktidarsızlığı tanır. Bundan ölesiye korkar. Ama çok özel bir durumdaki bu iktidarsızlık korkusu, bazı cinsel güçlüklere de neden olabilir. Böylece aşılması, içinden çıkılması güç bir kısır döngü meydana gelir. İktidarsızlık, «tam bir erkek» olamamak konusundaki sürekli kaygı, bir saplantı halini alabilir.
Kapasite, cinsel birleşmede taraf olabilmek anlamına alınırsa, cinsel kapasite açısından kadınlar için durum tamamen farklıdır. Erkeklerde cinsel birleşmeden önce sertleşme olması bir zorunluluk iken, kadınlar için böyle bir şey söz konusu değildir. Bir kadın, cinsel birleşmede eşine her zaman karşılık verebilecek durumdadır. Kadının tepkisinde hiç bir bölüm penisden meni boşalımıyla ilgili olmadığı gibi, döllenme bakımından, kadında orgazm da gereksizdir.

Buna karşılık, gerekli uyarının sağlanmış olduğu sürece, bir kadın her cinsel birleşme yada kendi kendini tatmin durumunda orgazma erişebilir. Üstelik bir erkekten daha çok sayıda orgazma varabilir.
Kinsey, evli bir kadının 16 ile 20 yaşları arasında haftada yaklaşık olarak ortalama 3 1/2 kez orgazma vardığını belirtir. Bu ortalama, 30 yaşlarında 2 1/2 orgazma, 60 yaşlarında da 1’e düşer. Evli olmayan kadınlarda devamlı cinsel birleşme koşullarının yokluğu ve kendi kendini tatmin eğiliminin erkeklere oranla daha az olması nedeniyle, haftalık ortalama 1 ile 2 kez arasındadır. Örneklerin maksimumu, doğal olarak daha yüksektir. Kinsey’in raporlarında, bir haftada 29 kez orgazma varan 20 40 yaş arasında kadınlardan ve haftada 18 orgazm denemesi olan 50 yaşında kadınlardan söz edilmektedir. Ünlü cinsel bilim uzmanları Masters ve Johnson, bir kadının uzatılmış bir sürede bir erkekten daha yüksek düzeyde cinsel heyecan duyduğunu ve bir kezden daha fazla doruğa ulaştığını ortaya koymuşlardır. Gene aynı uzmanlara göre, bir kadın kolaylıkla uzatabileceği bir kendi kendini tatmin sırasında 3 yada 4 kez orgazma varabilir.

Geçmişte, toplum, penisin sertleşme haline büyük bir önem vermiş ve insan soyunun üreyip kala-balıklaşmasında, varlığını sürdürmesinde cinsel heyecanın rolünü son derece önemsemiş ama, güvenilir bilgi kaynaklarının zenginleşmesi sayesinde, cinselliğin aşırı faaliyet ve yorulmazlıkla bir tutulması inancı artık ortadan kalkmıştır. Cinsel ilişki ve faaliyet, bireyden bireye değişen özelliklerle belirlenir. Bunun aşırılığı yarar; ölçülü, sınırlı olması da sakınca anlamına gelmez.
Ünlü ressam Picasso, çalışmalarında sık sık cinselliğin değişik yönlerine değinmiştir. Burada, Kucaklaşma adlı çalışması görülüyor.
Balayı sona erer, eski arkadaşları geride bırakan genç çift yeni evlerine taşınır, evliliğin mutlu günlerini bekler. Ama ikisi tek başlarına eksiksiz mutluluğa erişebilirler mi?
Belirli konularda öğüt vermek amacıyla yazılmış en ciddî kitaplardan. saçma diye tanımlanabilecek en hafif, suya sabuna dokunmayan reklam metinlerine kadar her yerde, cinsel ilişkinin herkesin hayatındaki yerine değinilir. Biraz da üstü kapalı bir söyleyişle, cinsel ilişkinin insanların hayatında çok derin ve önemli bir yer tuttuğu belirtilir. Gerçekte en belirgin insanca ilişki cinsel duygu üzerine kurulmuş olmayıp, arkadaşlık dediğimiz ilişkidir. Ayrıca en yaygın ilişki de budur.
Her toplumda çok sayıda insan, hayatlarının bir bölümünde, hattâ bütün hayatları boyunca, cinsellikle ilişkileri olmaksızın pekâla yaşayabilir. Bu durum, çoğunlukla kendilerinin seçmesi sonucu değildir. Birçoğu başarıyla kurtulmanın yolunu bulurlar. Ama kaç insan hiç arkadaşı olmadan yaşar?

Daha doğrusu kaç insan hiç arkadaşı olmadan yaşayabilir? «Dünyada tek arkadaşı olmadan» sözü müthiş bir duygusallık yüklüdür. Gözlerimizin önünde canlandırabileceğimiz en dokunaklı tablo, küçük bir odada tek başına yaşayan, eski arkadaşlarının hepsini kaybetmiş ve yeni arkadaşlıklar kurma olanağından yoksun yaşlı bir adamın halidir. Hayatının en iyi döneminde tek arkadaşı bulunmayan bir kimsenin durumu, olsa olsa duygusal yapısındaki bir bozuklukla açıklanabilir.

Yorum Yapın, Soru Sorun

yorum

CEVAP VER

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.