Akademicilik Nedir, Resmi Sanat Akademiciliği Nedir ?

0
293

Resmi açıdan artık değiştirilemeye­cek biçimini almış sayılan bir estetik gerçeğe bağlılık.

Atölyelerde öğretilen kuralları, res­mi sanata ya da kendini kanıtlamış bir başka sanat geleneğine aykırı düşmemek için hiçbir değişikliğe uğ­ratmadan ve aşmaya çalışmadan uygulayarak ürünler veren sanatçı­lar, “akademici” diye nitelenir.

Resmî eleştirmenlerin, galeri jürile­rinin, “ortasını” halkın beğenisini benimsediği “aslına benzerlik” este­tiğini savunan sanatseverlere de, “akademici” denir, öğretim bakımındansa akademicilik, çizimin (de­sen) ve eski örneklerin kopya edil­mesinin, her şeyden daha önemli olduğunu ileri süren kurallar topla­mıdır. Bu kurallar, gerçekçiliği ve “güzellik*’ kavramım yücelten bu sanatın gerçekleştirilmesine yöneliktir. Üslup bakımından akademici! KH, şatafatlı sanatın temel özelliklere olan kalıpçılığa, kopyacılığa, büyülü yapıtları körü körüne beğenme w dayanır. Tarihsel açıdan akademi enlik, sanatların evrimini yozlaştıran, seyircilerin beğenisini bozan! Sanatçıların tadımlarını engelleyeni ve toplumla aralarındaki ilişkiyi kötüleştiren bir akımdır.

Hümanizm- maçı Rönesans’ın beklenmedik bir kalıtımı olan akademicilik, İtalyan sanat çevrelerinde güzellik konu­sunda yapılan felsefe tartışmaları­nın sonucu olarak XVI. yy’ın sonuna doğru ortaya çıkmış, akademilerde öğretilmek için bir kuram biçiminde düzenlenen ilkeleriyse, XVII. yy’ın daha ilk yıllarında sanatsal geliş­meyi kösteklemeye başlamıştır. Bir ressamın atölyesinde uygulamalı çalışma yaparak yetişmenin yerine, kuramsal bir öğretimin konmasına,

Bologna Akademisi (1585) kurucula­rı Carraciier ön ayak olmuşlardır. Fransa’daysa, Le Brun’ün yöneti­mindeki Krallık Akademisi, etkili bir öğretiyi yaydığım ileri sürüyordu Oysa Akademi’nin yönlendiriciliği, sanat yaşamına bir ikilik sokarak, Fransa’da sanatın evrimini kökün­den köstekledi. Böylece, sanatlar ve sanatçılar ikiye ayrılmış oldu (Resmî Akademiciler ve Bağımsızlar); tartış­malar da bitip tükenmek bilmedi. Fransız Devrimi öncesi dönemin malı olan ve David tarafından -eleştirilen bu kurumun.

Devrim çalkantılarıyla ortadan kalkacağı sanılıyordu. Ama, XIX. yy’ın yaratıcı sanatçıla­rı, bu kuruma ancak kendi durumla­rını pekiştirmek için saldırdılar. Roman tikler Hıristiyanlık adına, ön- raffaellocular gotik ilkelcilik (primi- tivizm) adına, akademinin eskiye dönük biçimciliğine saldırdılar; ama bunu yaparken, akademiciliğinden ancak en büyük sanatçıların sıyrıla- bildiği şatafatlı bir üslubu benimse­diler. Olgucu (pozitivist) eleştiri, XIX. yy’m ortalarına doğru, akade­miciliğin “konu İdealizmi”ne (puta tapma döneminden ya da Hıristiyanlıktan alınmış, “saçma mitoloji yara­tıkları ya da melekler** gibi) şiddetle çattı. Ama akademiciliğin gerçek zayıf yanına saldıran kişi Taine oldu. Söz konusu zayıf yan, daha önce David’in ve Ingres’in iç yüzünü açığa vurdukları, Victor Cousin’inse savunduğu “doğadan daha güzel** bir güzel anlayışıydı. Ama, burjuva­zi, “izlenimcilik Tehlikesi”ne karşı koyabilmek için, sonunda, doğalcı gerçekçiliğe sarıldı ve işin şaşılacak yanı, Paris Komünü’nü destekleyen ve kurulu düzene karşı çıkan Courbet, resmî, akademici ve burju­va sanata yeni öğretisini kazandıran kişi oldu: 1870’ten sonra anlatım içtenliğini ve sanatçının özerkliğini canlandırmak isteyen “Bağımsız­lar” ın bütün girişimleri, akademici­lik adına engellendi.

Yorum Yapın, Soru Sorun

yorum

CEVAP VER