Afganistan Tarihi – Afganistanın Tarihi – Afgan Tarihi

0
716

Afganistan tarihi, tarihöncesi çağlardan bu yana hem bir geçit yeri, hem de çeşitli halkların sığınak yeri olan Afganistan’da, ilk yerleşme merkezleri, günümüzden 5 bin yıl önce kuruldu.

afganistan tarihi
afganistan tarihi

At arabalarıyla yolculuk eden ve hayvancılıkla geçinen göçebe toplulukların (ariler) İ.Ö 1500’e doğru Afganistan dağlarını aşarak İndus‘a doğru inmeleriyle, geleceğin büyük ticaret yolları belirlenmiş oldu. “Vedalar” da (kutsal metinler) adları geçen Belh ve Kabil kentleri, bu yollar üstünde kuruldular ve işgalcilerin sürekli göz diktikleri konaklama yerleri haline geldiler. Din kurucusu Zerdüşt‘ün (İ.Ö.X – V.  yy’lar arası) etkisiyle, Baktriane bölgesi büyük ölçüde gelişti. Aynı topluluklar batıya doğru da yayılarak, Akamanış Krallığını kurdular.

Büyük İskender‘in bölgeye ulaştığı sırada Pers kralının egemenliğinde olan Baktra, 326’da Yunanlıların eline geçti. Yüzyıl sonra Hindistan’daki Maurya sülalesi Babil‘e (ve daha da uzaklara) giden güney ticaret yolunu ele geçirdiler. Kulanların ülkenin bütünlüğünü yeniden sağlamalarından sonra, yedi yüzyıl süreyle çişitli sülalelerin iktidar çekişmeleriyle zayıflayan ülke, önce Sasanilerin daha sonra da İslam dininin etkisiyle parçalandı. X. yüzyılda ülkeye akın eden Türkler, başkenti Gazne olan çok güçlü bir devlet kurdular. 1221’de Cengiz Han‘ın daha sonra da Timurlenk‘in saldırılarıyla iktisadi çöken ülke ikiye bölündü: Kuzey Bölgeler ve Herat, Buhara ve İsfahan etkisine girdi; güney bölgeler ve Kabil, Hint-Moğol İmparatorluğu‘nun eline geçti. Aynı dönemde Avrupa ile Uzakdoğu arasında deniz ticaretinin gelişmesiyle, İpek Yolu’da önemini yitirdi. XVIII. yy’da Hint ve Pers imparatorluklarının yıkılmasından yararlanan Ahmet Şah‘ın Peştu kabileleri Güney Afganistan’ı ele geçirme çabasına giriştiler. Bu girişim ulusçu uyanışın ve kabileler arası iktidar çekişmesinin başlangıcı oldu. İktidarı ele geçiren çeşitli kabileler, devlet yönetimine hazırlıklı olmadıklarından, bütün bir yüzyılı, ittifaklar kurup bozmakla, ihanetlerle, rakipleri sürgüne göndermekle geçirdiler. Hükümdarların din duygularını kızıştırarak, cihad çağrılarında bulunarak sömürgeciliğe karşı koymaları, ülkede yabancı düşmanlığını ve yerli olmayan herkese karşı aşırı güvensizlik duygusunu geliştirdi. Bu arada din adamlarının siyasetteki etkileri arttı; savaşçı kabilelerin egemenlikleri pekişti.

1880’de Abdurrrahman Han‘ın tahta çıkması yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Günümüzdeki sınırlarına kavuşan ülkede, ulusal birlik gerçekleştirildi. Merkezi hükümet, illere valiler gönderildi; kervan yollarını geliştirdi, orduyu modernleştirdi.

Afganistan’ın en büyük güvenliğinin, coğrafi konumunun sağladığı ele geçirilmezlik özelliği olduğuna inanan Afganlıların ülkeyi yabancılara açmaktan kaçınmaları, Afganistan’ı Rus ve İngiliz (Hindistan) demiryolu ağlarına bağlayacak demiryollarının yapımı gibi girişimlere de karşı çıkışmasına neden oldu. 1919’da Atatürk’ten esinlenen Emanullah Han, gelişme sürecini hızlandırmak istedi ve üçüncü İngiliz-Afganistan savaşından sonra ülkeyi tam bağımsızlığa kavuşturdu. Liseler açılması, Afgan gençlerinin öğrenim için yabancı ülkelere gönderilmesi gibi ilerici adımlar atıldı. Ama yeterince güçlü bir ordu bulunmadığından, kral ülkeye egemen olamıyor, üstelik S.S.C.B’yle iyi ilişkiler kurduğu için, İngilizler ülkedeki gerici güçleri destekliyorlardı. 1929’da kralı tahttan çekilmek zorunda bıraktılar.

Yorum Yapın, Soru Sorun

yorum

CEVAP VER

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.